Çok sevgili dost kişisi,
Biliyorum bu, haftalar hatta aylar önce yazılmalıydı. Sanıyorum beni yine de bağışlarsın sen. Ciddi ve uzun yazmam gerekiyor ama hala nerden başlasam nereye bağlasam bir fikrim yok o yüzden güzel olmazsa bana kızma lütfen.
Beni nasıl tanıdığına/nereden bildiğine dair sürekli yeni hikayeler yazsan da ben seni ilk olarak ikinci sınıfta Costas'ın humanity sınıfında farkettim. Saçların fazla uzundu ama o sırada henüz benimkiler de uzun olduğu için kıskanmadım bu durumu. Açıkçası bir koca dönem derse girdim seni sadece bir kere gördüğümü hatırlıyorum(yani sen daha gelmişsindir de ben görmemişimdir). Orlando Bloom'a benzetmiştim hatta seni, insanlar da bana salak mısın be demesin diye fikrimi kendime sakladım, şimdi pek benzemiyorsun gerçi niye bilmem. Saçlar uzun, suratında nahoş bir ifade, boğazlı bişey(ne deniyo bunlara, kazak desen değil) ve üstüne ciddi(daha iyi bir sıfat bulamadım evet) bir ceket. Ceketin komik gelmişti bana daha genç işi(haha) giyinilmesinden yanayım. Senden hoşlanmadım, o anda gıcık kaptım, diyemem ama anlaşamayız gibi gelmişti sen ve ben..
Tanışmamız ikinci sınıf ikinci dönemde miydi neydi, lineerde katalogdan size çanta ayakkabı vesaire seçiyorduk? Sonra zaten Mehmet sayesinde(ki ona da Kubilay bulaştırmış) bir blog hevesi bulaştı bize(senin zaten vardı) ve seni ilk öyle tanıdım. Noktasız. Sen bana kötü derdin ben sana noktasız. Zaten noktasızvirgül pek uzundu canım. Benden hoşlanmadığına dair bir izlenime kapılmıştım(ki doğruymuş bu ühümühü) ve ne yaptım acaba diye az biraz kendimi sorguladım ama geçti. Seni eğlenirken gördüm görmesine de benimle dalga geçmiyorsan hiç bana bakarken hoş bir ifade takınmadın(yüklendim bayağı galiba). Ki bunlar pek de kuruntu sayılmazmış, değişik bir his tabii bunu öğrenmek de.. Ayrıca o dönemde saçlarını kestirdin ve 5lik bi adamken 7-8lik oluverdin, vay be bi saç ne kadar farkettiriyor. Orlando Bloom'a benzeyen çocuk gitti daha karizmatik biri geldi(ego pınarlarını besleyeyim). Bcc'de sabahladığımız gün/gece oldukça muhatap olduk, o kadar herhalde.
Üçüncü sınıf anılarım oldukça silik. Okula gelmeyi yavaştan bıraktığım bir dönemdi ama üçün ikisinde? seni mikrop labında hatırlıyorum. Böyle zaman ya da kod ya da makine konusunda sürekli çemkiren asabi insan olarak hatırlıyorum hatta. Hmm neyse zaten o zamanlar beni hala sevmediğin zamanlar(hmph).
Geçtiğimiz yazın sonu/kayıtlar esnasında Canlayken sana rastlamasak aynı şekilde devam ederdi belki herşey. O gün ne oldu ne bitti, ne okonuştuk da sandığın kadar kötü olmadığımı düşündün bilmiyorum. Her ne olmuşsa, olduğuna sevindim. O ara bir de ikimiz de sevgililerimizden ayrıldığımız için benzer şeyleri yaşıyor/hissediyorduk(ki siz sonra gene şirin bi çift oldunuz boşa ağladın o kadar) o yüzden varlığın güzel bir destekti. Dışarıdan güçlü gözüktüğümü söyledin, hatırlar mısın bilmiyorum, ama geçen dönem fikrini biraz değiştirmiştir herhalde. Sen.. Dışarıdan fazla umursamaz, alaycı(hatta cynic-çevirsem kötü dururdu) ve biiiiiraaz da kendini beğenmiş duruyordun. Değilsin demem yeter herhalde. Seni tanımak bir insanın yapabileceği en güzel şeylerden biri(o yüzden haklısın dünya ikiye ayrılıyor seni tanıyanlar ve tanıyacak olanlar). O bela ingilizce dersine minnettar olmalıyım seninle dayanışma kurup gerçekten iyi arkadaş olmamızı sağladığı için, ve tabii yurtta kalıyor olmama.
İngilizce, spor, yemek, sigara filan derken bir de baktım ki benim için vazgeçilmez olmuşsun. Arada sabaha karşı 4te uyanıp Mali gene uyanık mıdır acaba diye düşünüyorum hatta, böyle bir alışkanlık..
Özledim seni bebeyim(bak tüm kurallara karşı geldim de yazdım bunu, korkuyorum sevgilinden ben, beni şikayet etme ühü). İzmir çok güzel bir şehir, ve yalnızım diyemem ama kimse sen değil. Kimse keyfimi yerine getirmede senin kadar becerikli değil, kimsenin benimle istediği kadar dalga geçmesine izin vermiyorum, kimse 'canım tatlı çekti' deyince gecenin bi yarısı 'o zaman bizimle burger'a gel' demiyor, demeyecek de. Hüzünlü. Okuldayken sahip olduğum dertlerin neredeyse hepsi kalktı, yerine yenileri geldi ama daha hafifler, yine de hala abi şefkatine ihtiyaç duyup sana sarılasım geliyor. Kimse sabaha karşı benden kahve almıyor, sigaraya in diye ısrar etmiyor, ya da ısrar edilmediği halde sırf muhabbet etmek için ben inmiyorum.
Çok seviyorum seni noktasız biliyorsun değil mi?(yani hayranınım eyvallah da bu bir ilan-ı aşk değil belirteyim de) Aslında bu yazıyı 2 Şubat'a yetişecek şekilde yazmış olmayı dilerdim, çünkü bence bir arkadaşımın benim için yazdığı bir yazı çok ama çok güzel bir doğum günü hediyesi olurdu(senin için öyle olmayabilir). Neyse bakalım, artık İzmir'de çok iyi bir arkadaşın var ve bu sebepten İzmir seni çok özlüyor.
Kocaman öpüldün ki:)
Ece
